Caner Gürellier turist rehberi olarak başarıyla sürdürdüğü Türkiye'yi tanıtım çalışmalarına 2 ay boyunca Japonya'da ülkemizi sembolize eden boncuk ve bayrakları dağıtarak yeni boyutlar kattı.
17 Haziran 2003 — Dışişleri Bakanlığı'nın da desteği ile Japonya'yı kuzeyinden güneyine bisikletiyle geçen Gürellier'in yolculuğu 15 Haziran'da sona erdi.
Projenin gerçekleşebilmesi için çok çaba, çok emek harcadı. Amacı Japon ve Türk halkları arasındaki dostluk duygularını tam da Türk yılı olarak kutlanan 2003'te pekiştirebilmekti. Dışişleri yetkilileri başta olmak üzere destek verebilecek tüm kesimlere öncelikle anlattı ve benimsetti projesini. Dış İşleri Bakanlığı bu proje için yalnızca 6 bin dolar ödeyebileceğini bildirdi. Olsun! Erguvan Turizm'in sağladığı bilet ve az çok ucuza bulduğu ikinci el kamera yetti ona. 22 Nisan'da Tokyo'ya uçtu, ertesi günde de Japonya'nın en güneyine Kagoshima'ya… Sonrası bisikleti, kendisi, boncuklar ve bayraklar…
Caner Gürellier için bisikletin çocukluk yıllarına dayanan bir anlamı var. 11-12 yaşlarında karnı ağrıdığında annesinin götürdüğü doktor, kendisine gastrit teşhisi koymuş ve annesine sormuş: “Bu çocuğun ne derdi var?”. Caner'e bisiklet alınmadığını öğrendiğinde “ne olacak yahu, nasıl alamadınız bir bisiklet…” diye devam etmiş. Bunun üzerine ağabeyinin eski bisikleti çıkarılmış atıldığı yerden, onarılmış. Caner'in ilk işi bisikletine “Tosun” adını koymak olmuş. Burukluğu pek gitmemiş yine de. Ne kadar silinse parlamayan jantları, ekleme frenleri ile hayal kırıklığı sürmüş. Sonradan yeni bisikleti de olmamış değil. Ama ona hiç “Tosun” dememiş. Ta Japonya'da kendisine 2 ay boyunca yol arkadaşlığı yapacak olan Tosun 2'yi satın alana kadar.
Sonrasını Japonya günlüğünde anlatıyor Caner Gürellier…
27 Nisan
“İlk hedefim olan Sata Misaki'ye vardım. İki gün sürdü oraya varmak. İlk gün yağmur yağdı, ancak 56 km gidebildim. Sonra lastik patladı. Ertesi gün 65 ve bugün 96 km geldim. Şimdi Shibusi'de bir kamptayım. İnsanlar inanılmaz yardımsever, inanılmaz kibar. Kamyon şöförleri bile yavaşlıyor yanımdan geçerken. Hiç kimse kornasını zonklattırmıyor. Gülerek KONNICHIWA TOSUNSAAAANNN diyorlar.”
1 Mayıs
“Her şey öyle güzel ki… Dün geldiğim yol boyunca bisikletliler için her iki yana yol yapmış adamlar. İnanamıyorum. Şehirlerarası bisiklet yolu. Japonya'nın en güney noktası olan Sata Misaki'ye vardığımda neler hissettiğimi anlatamam, zirve yapan dağcılar gibiydim. Pirinç tarlalarında çalışan ninelere, okullarından çıkıp evlerine dönen çocuklara, polislere, itfaiyecilere, market kasiyerlerine, okullarının spor sahalarında beyzbol, futbol oynayan çocuklara, bıkıp usanmadan boncuk ve bayrak dağıtıp Türk yılını ve Türkiye'yi anlatıyorum bu sevimli yardımsever ve candan insanlara.
6 Mayıs
“Bugün Shikoku'daki son durağım Tokushima'ya 20 km kala acayip yağmur bastırdı. Bir karakola girmek zorunda kaldım. Orada tanıdığım köylü amca ‘bu yağmurda bisikletle gidemezsin' deyip beni arabasına almayı önermez mi? Allah be amca, kim gönderdi seni? Vallahi alnından öpeceğim dedim ve öptüm. Shikoko'nun bir kasabasında tapınak-hostelde kaldım o gece. Tapınağın rahibinin kuzeni bir Türkle evliymiş, bana resmen ziyafet verdiler, ama tabii bir odada 15 kişi yatmak zorundaydık”.
7 Mayıs
“Az önce okulunun bahçesine toplanmış yaklaşık 250 Japon ilkokul öğrencisine Türkiye'yi anlattım. Bayrağımızın renklerinin ortaklığından vb. söz ettim. Dün ıpıslak bir günün ardından bugün harika geçti. Küçük çocukların “konichi wa toruko jin” (Merhaba Türk) diye seslenişleri hala kulağımda.”
15 Mayıs
Benim gibi duygusal bir adamın, ülkesinden bu kadar uzakta canını vermiş genç insanların anıt mezarını, Ertuğrul Şehitleri Anıtını ziyaret edişi sırasındaki halet-i ruhiyesini düşünün. Japonya'daki en anlamlı ziyaretti benim için. Nasıl bir durumdaydım? Ellerimi sürüp sürüp duruyordum anıta. Sonra çiçek bıraktım, ardından lavantaları döktüm anıt çevresine, biraz da denize savurdum. Umarım hissederler memleketlerinin dağlarından toplanmış taze lavanta kokusunu. Karizma duman oldu Japon gazetecilerin önünde. Üç hafta geçti bile. Ha gayret diyorum, ha gayret…
10 Haziran
Tosun 2'ye mektubumdur…
Sen daha dünyada yokken sekiz metrelik yelkenlileriyle dünyayı beş yılda turlayan Atasoy'lara nasıl özenmiştim. Ya Sadun Bora'ya ne demeli, ‘Kısmet'iyle kim bilir nasıl mücadele etti okyanusların dev dalgalarına karşı. İpek yolunu develerle tekrar aşıp bir buçuk yılda Türkiye'ye ulaşan Arif Aşçı'yı Topkapı Sarayı'nda görünce hemen atılmış tebrik etmiştim. Sonra bizim yetmişbeşlik Japon Yuichiro Dede, Amerikalı bisikletçi Lance Armstrong…
Çok istediler de, başardılar.
Biz de turun başlangıcından yaklaşık 39 gün sonra 2 bin kilometre kat edip Japonya'nın en kuzey noktası Soya Misaki'ye vardık. Sağol dostum benim ...tosunum..
Biliyorum üzerinden geçtiğin karınca, solucan, böcekler için bana kızıyorsun, ama başka çaremiz de yoktu. Kaç defa düşecektik ezmeyelim derken hayvancıkları. Japonya'nın tüm bisikletleri kıskanıyordur seni. İşte eve dönme vakti geldi. 15 Haziran 2003 Pazar günü saat 19:35'te memlekette, evdeyiz. Tosunum benim...
(NTVMSNBC, 17 Haziran 2003)